11 08 2007

Kör kuyu

kuskus

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin
esegi,
kuyunun birine düsmüş. Niye düser, nasıl düşer
sormayin.
Esek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, agzı
tahtayla
kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta cürüdü, zayıfladı, toprakta biten
otları
 yemek isteyen eseğin ağırlığını cekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, Bağırdı
kendi dilinde.
 Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
 Zavallı eseği kuyunun dibinde melul mahzun
bakınıyor.
 Üstelik yaralanmış. Karsılaştığı bu durumda kendini
eseği kadar
zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma
cağırdı.
 Ne yapsak, ne etsek, nasıl cıkarsak soruları havada
 kaldı.

kuskus

 Sonunda karar verildi ki kurtarmak icin calışmaya
 değmez.
 Tek care, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları
 küreklerle
 etraftan kuyunun icine toprak attılar. Zavallı
 hayvan,
 üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek
 dibe döktü.
 Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an
 biraz daha yükseldi
 ve sonunda yukarıya kadar cıkmış oldu. Köylüler ağzı
 açık bakakaldı.

 Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni,
 coğu zaman.
 Toz toprakla örtmeye calışanlar çok olur. Bunlarla
 bas etmenin tek yolu,
 yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve
 kurtulmak,

 aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...

 

kuskus

0
0
0
Yorum Yaz