|
|
| |
11/20/2009 - ÖĞRENECEKSİN
ÖĞRENECEKSİN
EZİLDİKCE YÜREĞİNDE ARZULAR
AĞLARKEN GÜLMEYİ ÖĞRENECEKSİN
ELİN ERMEDİKCE UZAKLARA
GİTMEDEN GELMEYİ ÖĞRENECEKSİN
ÜMİTLERİN BİRERBİRER SOLACAK
BAĞRIN YANIP GÖZLERİN YAŞ DOLACAK
GİZLİ SEVDAN SANA MEZAR OLACAK
YAŞARKEN ÖLMEYİ ÖĞRENECEKSİN
HERGÜN YAPIP YAPIP BOZDUKLARINI
AŞKINI MERMERE KAZDIKLARINI
KENDİ ELLERİNLE YAZDIKLARIN
ELLERİNLE SİLMEYİ ÖĞRENECEKSİN
bu şiir http://causallove.blogcu.com/ alıntıdır...tşk arkadaşıma..
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
10/16/2009 - Çok özel bir BAHAR TEMİZLiGi
BAHAR TEMİZLİĞİ  Bugün gardrobumu açtım Askılarda bir dolu insan Nasıl sıkış pıkış hepsi birarada Temizlemeye karar verdim o anda Yılların insanları, eşi, dostu, akrabası Kolay mı öyle çıkarmak askıdan bir anda Tek tek elemeye başladım Kimileri, bir dönem giyilip sonradan askıda kalmıştı Bazıları bana bir beden küçük gelmeye başlamıştı Eeee yıllar beni değiştirmiş, biraz da büyütmüş İlk onları eledim  Henüz değişmeyenler bunu sever diye düşündüm Sonra bazılarını denedim ama sıkıntı verdiler Artık sıkıldığım ortamlara gitmez oldum Onları hemen yakışana göstermek için kenara aldım Bazı askılarımda çok şık ve alımlılar vardı Bir dönem onlarla muhabbet te güzeldi ama Onların bana artık hiçbir katkısı olamazdı İsteyene verilmek üzere yolladım Bir de kötü anılarımı paylaştıklarım vardı Onlara uzun uzun baktım askı elimde Daldım uzaklara, kötü anılarımı temizledim önce Sonra affettim ve bu insanları bağış torbasına ayırdım Büyük temizlik yaptım bugün Temizlerken de bir şeyi çok iyi anladım ! Askılarda asılı tüm insanlar Aynı derecede değerli olsa da Benim için aynı derecede önemli değilmiş Önemli insanlarımı askılarıma yeniden dizdim Onların her birine daha çok ilgi ve özen ekledim Gardrobumda her mevsimde giyilebilir Güven veren, güzel insanlar kaldı Bahar bana çok yaradı :)
alıntıdır...
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
8/20/2009 - Aile Sevgisi Satılamaz
genç bir çift,şehrin güzel mağazalaarından birine girer masaların üzerinde bulanan,tavana asılmış veya gelişigüzel duran çeşitli renkli oyuncakları incelemektedirler. bunların arasında ağlıyan gülen bebeklerde vardı. ayrıca elektirikli oyuncaklar, pizza pasta,yemek pişirmeye yarayan minyatür mutfaklarda bulunuyordu. yanlarına sevimli satış elemanı yaklaşana kadar bir türlü karar veremediler.. karısı satış elemanına;''bizim küçük bir kızımız var.ancak biz bütün gün ve bazen akşamları evde bulunmuyoruz ''dedi. kocası;''küçük kızımız çok az gülümseyen bir çocuk .''diye ilave etti. karısı:''biz evde yokken onu mutlu edebilecek bir şey arıyoruz''diye araya girdi <>
 genç satış elemanı tatlı bir gülümseme ile:
''ancak biz aile sevgisi satmıyoruz ki..!''dedi
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
8/17/2009 - HAYAT DEDİĞİN BİR ÇAY
BU YAZIM CANIM ANNEME.....

Bir bardak Çay deyip geçmeyin Aslında birçok gerçegi gösterir hayatımızdan bir kesittir. İsterseniz başlayalım Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR" Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİR Üst demlik " GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar. Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir.... ... " DAMAT “ ise BARDAKTIR Her iki Çaydanlıktanda da Yeterince Nasibini Alır. Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin... Denge Unsurudur. Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesi Bundandır.... . "ÇOCUKLAR" ÇAYIN ŞEKERİDİR. Tat verir. Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar. Şekersiz Çaya alışanlara ise Bir tanesi bile... Fazla Gelir..... "GÖRÜMCE" ise ÇAY KAŞIĞI “ dır. Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider.... "KAYINPEDERE GELİNCE" oda ÇAY TABAĞI "dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz; Bir Kenarda Lök Gibi Oturur. Sadece Dökülenleri Toplar ve Çevreye zarar vermesini engeller. Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir, Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir. "ÇAY SÜZGECİ" Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir. Aileyi Dış Müdahalelerden Korur. Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar. Suyu Isıtan "ATEŞ" ise HOŞGÖRÜDÜR...O Olmadan Çayda Olmaz. KISACASI Bir bardak çay ailedir Ve ağız tadıyla içilen bir bardak çayın Üstüne yoktur
bu yazıyı http://usta28.blogcu.com/ arkadaşda gördüm..bloğunu çok güzel bir müzikle süslemiş..teşekkürler...bana yıllar önce ölen ve çayı çok seven annemi hatırlattı 28 eylülde annem öleli 11 yıl olacak .CANIM ANNEM SENİ ÇOK SEVİYORUM.VE DE..ÇOK ÖZLEDİM...ÇOKKK ERKEN OLDU GİDİŞİN....
|
|
Yorumlar (5) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
8/12/2009 - pembe kurdela (bütün kadınlara ve duyarlı beylere..)
Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki masaya oturur. Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini fark eder. Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler. Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek, 'Bu mu?' diye bakışanlara sorar. Yan masadakiler yüksek sesle gülerek, 'Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!' diyerek sırıtmaya devam ederler. Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek, 'Lütfen masama buyurun bunu tartışalım' der. Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkınt ı hissine kapılsa da gelip masaya oturur. Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle, 'Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor. Ben bu rozeti annemin adına takıyorum' der. Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı, 'Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü' diye sorar. 'Hayır' diye cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder: 'Annem sağ. Küçük bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua ediyorum. 'Hımmm' diye kekeler delikanlı. 'Bu rozeti karım için takıyorum' diye devam eder orta yaşlı adam. 'Karınız da herhalde iyi' diye sorar delikanlı. 'Evet, evet' der adam 'Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce Sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allah'a şükrediyorum.' 'Sanır ım kızınızın sağlığı için de takıyorsunuz? 'Hayır.... Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik. Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.' Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle, 'Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim' der...
Orta yaşlı adam 'Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş' deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve takmama yardım edebilir misiniz?' diye mahçup mahçup sorar. Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı'ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi.. Öykünün altına bir de not düşmüş: 'Bir mumun, diğer mumu yakarak aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur..' Lütfen bu hikâyeyi yayarak diğer mumları da aydınlatın... Tüm aydınlıklar kadınların olsun...'
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
6/19/2009 - Harika bir öykü.. (ASLA VAZGEÇME..)
Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı: 'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.' Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı. 'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. 'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.' dedi. Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu. Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek. 'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş.. .' 
HAYATA DEGER BİR YAŞAM, ''SEVMEYE DEGER BİR AŞK'', DOSTLUGA DEGER BİR ARKADAŞLIKTAN ASLA VAZGEÇME..!! 
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
6/10/2009 - Kadınlar Cadı Mıdır?
Harun Resit, savasta esir aldigi düsman generale; -Hayatini bagislarim ama bir sartim var: Kadinlar hayatta en çok ne ister? Bu sorunun yanitini getir; kelleni kurtar!!! der. General heryerde sorup sorusturup bu çetin sorunun yaninitini arar sonunda Kafdagi' ndaki bir cadinin bunu bildigini ögrenir. Günlerce gecelerce at kosturur, cadiyi arar bulur ve sorar; - Kadinlar hayatta en çok ne ister? Korkunç cadi, yanit için öyle bir sart ileri sürer ki yenilir yutulur gibi degil ; -Benimle evlenmeyi kabul edersen ögrenirsin istedigini. der Bu ölümcül teklifi kabul eden General dogru yaniti alir ve Harun Resid'in yanina kosar: -Kadinlar, en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister. der Harun Resit generalin hayatini bagislar ama ne yazikki general cadiyla evlenmek zorundadir. Evlenirler ve ilk gece; general bir bakar ki o korkunç cadi, dünyalar güzeli bir afete dönüsmüs cadi konusur : -Benim kaderim böyle; ben sadece günün yarisi güzel olabilirim, diger yarisi ise çirkinim.  simdi söyle geceleri seninleyken mi, yoksa gündüzleri disaridayken mi güzel olayim? General düsünür ve ; -Sen bilirsin, kararini kendin ver. der iste o andan itibaren korkunç cadi sonsuza dek çok güzel bir kadin olarak kalir.  Peki bu öyküden çikarilacak üç ders nedir?
1. Kadinlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister. 2. Özgür iradesiyle hareket eden bir kadin, her zaman güzeldir. 3. Ve ister güzel olsun ister çirkin, her kadin aslinda bir cadidir.
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
5/27/2009 - Hayatta hiçbirşey ertelemeye gelmiyor...
Daha 18 yasındaydı , ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendisini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi...Birde kendisi... O kadar dı bütün hayatı... Bir gün fena halde sıkıldı,dayanamadı,attı kendini sokağa... Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam cd satan bi dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü , kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genc kıza bidaha baktı.
Kendi yaşlarında harika bir genc kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi Kız gülümseyerek koştu ona Size nası yardım edebilirim? diye Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı Kekeledi, geveledi sonra evet su cd yi bana sararmısınız? Kız cd yi aldı , içeri gitti Az sonra elinde paket edilmiş geldi. Aldı pakedi , çıktı dükkandan , evine döndü,açmadan dolaba attı... Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana Gene bir cd gösterdi kıza , sardırdı , aldı eve getirdi ,attı paketi dolaba , gene açmadan... Günler hep alınan sarılan cd lerle geçti. Kıza açılmaya bi türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda Annesi ->Git konuş oğlum , ne var bunda? dedi... Ertesi sabah bütün cesaretini topladı ve erkenden dükkana gitti. Bir cd secti . Kız gülerek aldı plağı arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda Sizinle bir gece çıkabilirmiyiz diye yazdı altına telefon numarasını ekledi notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra pakedini alıp kaçtı gine dükkandan..
2 gün sonra evin telefonu çaldı
Anne açtı telefonu Cd dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan Delikanlıyı istedi. Notunu daha yeni bulmuştu Anne ağlıyordu.. Duymadınız mı? dedi Dün kaybettik oğlumu..
Cenazeden bikaç gün sonra , anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı... Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü Paketleri aldı , oğlunun yatagına oturdu ve birtanesini açtı.. İçinde bir cd vardı birde minik not ''merhaba sizi öyle tatlı buldum ki daha yakından tanımak istiyorum bir akşam birlikte cıkalım sevgiler '' Anne bir paketi daha açtı.. Ondada bir cd ve bir not vardı ''Siz gerçekten çok tatlı birisiniz hadi beni bu gece davet edin artık. sevgiler''
 
Hayatta hiçbirşey ertelemeye gelmiyor.İçimizdekileri paylaşmalıyız.Buda en güzel örneği
Aileniz ve arkadaşlarınızla ... 
|
|
Yorumlar (3) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
5/5/2009 - hıdrellez
Hıdrellez inancı, bir çok toplumlarda görülen bahar bayramları, bir başka değişle doğanın yeniden uyanmasını kutlayan geleneklerle doğrudan ilgilidir. Bir inanışa göre Hızır, baharın müjdecisidir. Türlü renkli çiçeklerden örülmüş bir cüppesi vardır. Al yemenisi ile bastığı yerde güller açılır, bülbüller ötüşmeye ve baharın bereketi her yerde kendini göstermeye başlar.
Hızır Peygamber zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir. Kalbi temiz, iyiliksever insanlara yardım eder. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar, kıtlığı önler. Dertlere derman, hastalara şifa verir
Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder, uğur ve kısmet sembolüdür. Hıdrellez bir efsaneye dayanan bir gelenektir. Efsaneye göre Hızır ile İlyas, ölümsüzlüğe erişmiş olan bu iki peygamber Hıdrellez günü buluşup görüşmüşlerdir. Bazı yörelerde 5 Mayıs, bazı yörelerde ise 6 Mayıs'ta kutlanır. Günün adı olan hıdrellez sözcüğü, Hızır ve İlyas isimlerinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Hıdrellez, Anadolu'nun değişik yörelerinde değişik adetlerle kutlanır. Kimi yerlerde gül dallarına para ve kırmızı bezler bağlanır. Kimi yerde sütler sabah erkenden tarladan toplanan çiğ ile mayalanır. Ama genelde birlikte yemekler yenilerek, çeşitli oyunlar oynayıp eğlenilerek, baharın gelişinin kutlandığı bir gündür.

Tüm baharlarınız bu çiçekler kadar güzel dilekleriniz kabul olsun....
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
4/10/2009 - Hiç Kimse Kendini Vazgeçilmez Sanmasın.....
Bir Gün bir Doktora, Gerginlik ve Tedirginlikten Şikayetçi olan Bir Hasta gelmiş. Yapması gereken çok İşinin bulunduğunu; Fakat kendisinin rahatsız, İşlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş. Doktor: Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş. Adam, Onları yalnız ben yapabilirim; Bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş. Doktor, Sana bir Reçete vereceğim. Bu Reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor! Diyerek, yazıp eline vermiş. Adam reçeteyi eline alıp baktığında, Hayretler içinde kalmış. Reçetede, Her gün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve Her Haftanın yarım gününü bir Mezarlıkta geçireceksin yazıyormuş. Hasta adam; Yürüyüşü anladık ama; Neden Mezarlık? diye sormuş. Doktor: Oraya gidip Mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan İnsanlarla doludur. Sen de onlar gibi Ölüp Mezarlığa gömülünce, Kendinden başkasının yapmasına imkan olmadığını zannettiğin işlerin, Başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş. Evet, bulundukları noktada kendilerini vazgeçilmez gören; Halbuki orada, Problem çözmek yerine Problemin bir Parçası olduğunun Farkına varmayan insanlar için de, Doktorun Reçetesi geçerli değil mi? Aslında, kendini bu Hasta adam gibi gördüğü sürece, Herkes için geçerli bir reçete... Hiçbirşey için “BENİMDİR” deme, sadece de ki;“YANIMDADIR” Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder.. DAİMA SENİNLE KALMAZ
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
4/5/2009 - güzel bir yazı ve çıkarılıcak güzel bir ders...
İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.Berber adamın kulağına fısıldar: var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..." Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?" Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir : Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!" Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
12/16/2008 - gelincik hikayesi (hayvan)
Gelincik hikayesi Uzaklarda bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan dagda yaralı olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar. Gelincik kadinin yanindan bir an bile ayrilmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallasir.Bir kaç ay sonra kadinin çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadir. Günler geçer ve kadin bir gün birkaç dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak zorunda kalir. Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir. Aradan biraz zaman geçerv e anne eve gelir. Gelincigi ve kanli agzini görür. Anne çildirmisçasina gelincige saldirir ve oracikta öldürür hayvani. Tam o sirada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir... Ve odada beslediği besigin içindeki bebegi ve bebegin yaninda duran parçalanmis bir yilani görür. Einsteinin bir sözü vardır; İnsanlardaki önyargiyi parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor. 
İnce ve uzun gövdeli kuyruklu ve kısa bacaklı hareketli ve uzun boylu bir hayvandır. kuzey amerika türleri 17-18 cm boylarıyla en küçük karnivor türleri olarak bilinir dinyanın başka yerlerinde yaşayanlar ise 30-35 cm boyuda olabilmektedir...
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
7/18/2008 - ANNELER VE BABALAR
ANNELER VE BABALAR Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu. Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu. Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi: 'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'
 Sonuç-1: Annneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir. Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever. 'Babalar en son duyar' boşuna söylenmemiştir. :)
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
4/23/2008 - ANA GİBİ YAR OLMAZ...............
******>******>******>
GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER...
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. “Badem” dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti. Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: “Sanki yeniden dünyaya geldim!” dedi. “Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?” Yaşlı doktor: “Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!.” diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!.”
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
3/2/2008 - kırık testi (CAN DÜNDAR)
Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerdenbirinin yan kısmında çatlak varmış...
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş:"Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..Senin tarafına çiçek tohumları ektim.. Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen onları suladın..

2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.
Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has kusurları vardır. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..Etrafımızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin.. Onlardadaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...
Can Dündar
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
8/23/2007 - ZAMAN

Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi
ki ZAMAN diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar
yaşıyorlardı hayatı
Bir daha hiç olmayacakmış
gibi dolu ve anlamlı.
Derken ZAMAN diye üç parçalı
bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi,
diğer parcasına bugün,
öteki parçasına da
yarın.
Sonra fesat karıştı zamana
ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve
pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil
etti bu gününü.Oysa yarın, bugüne dün diyor,dünde bu gün için yarın
diyordu.
Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne
yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan.Ve ne
gariptir ki yarının telaşı da,
dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
ama
>>>bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
8/11/2007 - Kör kuyu
  
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin esegi, kuyunun birine düsmüş. Niye düser, nasıl düşer sormayin. Esek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, agzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta cürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eseğin ağırlığını cekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, Bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eseği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karsılaştığı bu durumda kendini eseği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma cağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl cıkarsak soruları havada kaldı.
 
Sonunda karar verildi ki kurtarmak icin calışmaya değmez. Tek care, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun icine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar cıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, coğu zaman. Toz toprakla örtmeye calışanlar çok olur. Bunlarla bas etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...  
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
6/27/2007 - BİLGELİK
Antik bir Hint masali vardir, cok eski ama cok buyuk bir oneme sahip bir oykudur. Cok buyuk ama aptal bir kral sert zeminin ayagini acittigini soyleyip tum kralligin sigir derisiyle kaplanmasini emretmis. Ancak sarayin soytarisi bu fikre kahkahalarla gulmus; o bilge bir adammis. Demis ki: "Kralin fikri en basitinden komik." Kral cok kizmis ve soytariya demis ki: "Bana daha iyi bir secenek goster yoksa olduruleceksin." Soytari, "Efendim kucuk bir sigir derisi parcasini kesip ayaginizi kaplayin" demis. Ve ayakkabilar bu sekilde dogmus.
Butun dunyayi sigir derisiyle kaplamaya gerek yok; sadece ayagini kaplamak tum dunyayı kaplar. 
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
5/15/2007 - TAŞ HİKAYESİ
Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir >mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir >çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir >şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar >geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan >kapısına büyükçe bir taş çarptı Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın >fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. > > >Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı >gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu >yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın >ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın >mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda >kalacağım. Neden yaptın bunu??? > > >Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. Lütfen, amca, lütfen >kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım >çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden >süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına >işaret etti. abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli >sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum. > > >Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu >Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? >Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır. > > >Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak >kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli >sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli >yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye >çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, >abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun >ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve >yol ona çok uzun geldi. > > >Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür >şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu >mesajı hiç unutmamak için sakladı : > > >Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için >birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme. Tanrı ruhumuza >fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz >olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır. > > >Fısıltıyı dinle veya taşı bekle. >  > >Seçim senin....
|
|
Yorumlar (yok) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
5/9/2007 - ANNEM
zamanı böldüm uzaklarda, parçalara
ne kadarı bendendi, ne kadarı benimdi hatırlamıyorum şimdi.
o bölünmüş zamanlarda işte ben
özledim seni anne, özlemeyeceğimi sandığım zamanları anımsayıp bir de
gözyaşı döktüm avuçlarıma.
özledim seni anne, zaman akıp gidiyor bulutlara takılıp ve
böldüm onu parçalara
kimisinde ben uyudum sabahlara, kimisinde bana yemek pişirdiğin günler uyandı.
gecenin erken indiği günlerde sokaklara
sen evdeydin, ben biryerlerde...
zamanı böldüm uzaklarda, parçalara 'anne'diye diye
ANNEM.
bütün annelerin anneler gününü kutlarım...
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Gönder! :: Bağlantı
|
Bannerim
SABLON DUZENLEME MURATENA.BLOGCU
More Cool Stuff At POQbum.com
<            
|
| |
|